Dünya Kupası’na 24 yıl sonra yeniden katılan, bu ülkenin en iyi jenerasyonu olarak gördüğümüz “Bizim Çocuklar”, tüm ülkeyi hayal kırıklığı ve mutsuz bir pazara uyandırdı.
Sabahın erken saatlerinde sokakları, caddeleri ve meydanları dolduran taraftar galibiyetten başka ne isteyebilirdi ki?
Sanki sabahın 7’sinde maça onlar çıkmış gibi; oyuncuların ve teknik ekibin sahadaki donuk görüntüsüne mi üzülelim, yoksa bazı oyuncuların imajına, saçına başına gösterdiği özeni rakip analizine göstermemesine mi?
Rakip, 5’li savunmayla seni geride karşılıyor. Uzun savunmacılarla seni kanatlara yönlendirip orta açmaya zorluyor; çünkü 1.70 boyundaki Kerem’i ceza sahasında rahatlıkla etkisiz hâle getirebileceğini biliyor. Maç planı baştan sona yanlıştı.
Montella, milli takımı bir kulüp takımı gibi yönetmeye çalışıyor ve her rakibe karşı aynı 11’le çıkmak istiyor. Belki bunu takım uyumu adına yaptığını düşünebiliriz. Peki ya oyuncu değişiklikleri?
Barış kötü oynayabilir. Ancak elinde rakibe karşı kullanabileceğin kaç tane fizik gücü yüksek oyuncu var? Üstelik bu sezon en iyi maçlarını sağ kanatta çıkaran Barış’ı sağa atmadı. Kerem santrforun ideal çözümü olsaydı, Fenerbahçe hâlâ santrfor arıyor olmazdı.
Rakibin uzun ve fizik gücü yüksekse yapman gereken yerde hızlı ve dikine oynamaktır. Bunun için bir bağlantı santrforu yeterliydi. Montella’nın oyundan ne kadar koptuğunu ise 83. Dakikada Deniz’i oyuna alarak gördük. Hele ki sezon boyunca takımda en az süre alan oyunculardan biri olan Salih Özcan’ın hangi gerekçeyle oyuna girdiğini anlamak mümkün değil.
Montella’ya eleştirilerim bunlar. Oyunculara gelecek olursak…
Biz bireysel yeteneklerle fark yaratan bir takımız
Merih, YouTube videoları çekmek yerine keşke rakip forvete odaklansaydı. Çünkü tam bir Süper Lig Anadolu takımı kontra atak forveti profiline sahip olan oyuncuya karşı geniş alan bırakmaman gerekiyordu. Buna rağmen 4 saniye içinde iki çalımla geçildin.
Arda denedi ama bugün onun günü değildi. Belki de Mbappe ve Vinicius Jr. Gibi yıldızları beslemeye alışan Arda, milli takımda tüm gözler üzerindeyken zorlanıyordur.
Hakan, frikik dışında şut çekmekten kaçındı ve kaptan olarak karakter koyamadı.
İsmail ise oyunun hiçbir bölümünde hattı doğru şekilde genişletemedi.
Takımda genel olarak büyük bir “biz birileriyiz” havası hissediliyor. Otelde sürekli siyasetçilerle, sanatçılarla vakit geçirmek, YouTube videoları çekmek, “Amerika’dayız babalar” havasına girmek… Bunlar bizim futbol kültürümüzde genellikle ters teper. Takımın biraz daha dışa kapanması ve tamamen turnuvaya odaklanması gerekiyor.
Belki de bu mağlubiyet, ayaklarımızın yere basması açısından hayırlı olmuştur. Kendimize gelmişizdir. Türkiye genellikle turnuvalara kötü başlar ama sonrasında sürpriz sonuçlar alır. Yine bir ev sahibi ülkeyle karşı karşıyayız. Umarım ilerleyen günlerde çok daha güzel şeyler konuşuruz.
Son olarak yazımı Kerem Aktürkoğlu’na ayrı bir parantez açarak bitirmek istiyorum.
Bu takımın gerçek yıldızlarından biri Kerem’dir. Reklamlarda sürekli onu görmeyiz. Maç afişlerinin yüzü çoğu zaman o değildir. Galibiyet kutlamalarında adı ilk anılan oyuncu da genellikle olmaz. Ama milli takımın en golcü isimleri arasında yer alır. Buna rağmen eleştirilerin en büyük hedeflerinden biri de yine odur.
Bugün maç sonunda çıktı ve tüm Türkiye’den özür diledi. Bu bir lider duruşudur. Bana göre gerçek kaptanlık da budur. Bugün sahada gözüme çarpan en değerli olaylardan biri buydu.
Başarılar bizim çocuklar!
Sefa Bilge
14.06.2026 / İstanbul

