
Dörtdivanspor’un Aladağspor ile oynadığı maçta büyük küçük herkes tribünleri doldurmuş, tezahüratlarla takımına gönülden destek veriyordu. Şüphesiz son yılların görülmeye değer en güzel manzaralarından biriydi.
Hangi siyasi veya ideolojik görüşten olursak olalım, Dörtdivanspor Dörtdivanlıların ortak bir değeridir. Dörtdivan adını hem Bolu'da hem de Türkiye Futbol Federasyonu'nun resmi kayıtlarında geçirerek Dörtdivan'ın tanıtımına öyle ya da böyle katkıda bulunuyor. Futbolla hiç ilgilenmeyen birisi bile sırf Dörtdivan adını taşıdığı için, Dortdivanspor’un yaptığı maçlara kayıtsız kalamıyor. Belki tamamını izlemiyor ama en azından bu hafta Dörtdivanspor ne yapmış diye maç sonucu öğrenmeye çalışıyor. Bu o kişinin memleket sevdasından kaynaklanıyor.
Ellerinde meşalelerle ve bayraklarla tribünlere gelen, maçta var gücüyle tezahürat yapan seyirci ile skoru öğrenip Dortdivanspor’un başarısından mutluluk duyan kişi hep aynı sevgiyi taşıyor. Dörtdivan sevgisi
Ancak Dörtdivan sevgisi sadece sıradan ya da ortalama vatandaşlarla sınırlı olmamalı. Dörtdivan'da doğmuş büyümüş, Dörtdivan'ın yetiştirdiği, okumuş, makam ve mevki sahibi olmuş aydın olarak tabir edebileceğimiz kişiler de Dörtdivan’ı sevmeli ve bu sevgilerini de eylemleriyle göstermelidirler. Tek tek isim olarak saymaya gerek yok. Dörtdivan'ın sağda solda çok sayıda okumuş, Vali olmuş, Belediye Başkanı olmuş, hakim, savcı, doktor, akademisyen ve benzeri değerleri var.
Her nedense bunların Dörtdivan’la ilgili konularda doğrudan ya da dolaylı söz ve eylemlerine pek rastlamayız. Genelleme yapmak doğru olmaz elbette istisnalar az da olsa vardır. Yine de çoğunlukla durum böyledir. Bu da bizim kendi genel karakterimizden mi, toprağımızdan mı, havamızdan mı suyumuzdan mı kaynaklanıyor bilinmez, bizimkiler genellikle sakin sularda sessiz ilerlemeyi severler. Görevleri de emeklilikleri de sessiz olur.
Halbuki bu böyle olmamalıdır. Okumuş ve aydın kişi, hele hele memlekete hizmet noktasında önemli bir mevki gelmiş kişi her fırsatta her imkanı kendi doğup büyüdüğü topraklara kullanmak için çabalamalıdır. Bu onun memleketine vefa borcudur.
Büyük adam olmak, yüksek mevkilere gelmek değildir. Büyük adam olmak filizlendiği toprakları unutmamak, memleketindeki her gelişmeyi yakından takip edip bu gelişmelerle ilgili gerektiğinde elinden geleni yapmaktır. Bunu şuraya bağlamak istiyorum. Profesyonelden amatör futbola kadar başka illerin ve ilçelerin yetiştirdiği iş adamı, milletvekili ve bürokratlar takımlarına destek için ellerinden geleni yapıyorlar. Herkesin görebileceği şekilde takımlarına destek mesajları paylaşıyorlar.
Bizim Dörtdivan’da böyle mi? Üzülerek söylemek gerekirse böyle değil. Dörtdivanspor’un Aladağspor ile oynadığı maç, Dörtdivanspor ve Dörtdivan için son derece önemli bir maçtı. Eğer Dörtdivanspor bu maçı kazanmış olsaydı, Bolu’yu ve Dörtdivan'ı Bölgesel Amatör Lig'de (BAL) temsil edecekti. Bölgesel amatör ligde olmak demek, Türkiye'nin gözünün üzerinde olduğu bir ligde ismini tüm Türkiye'ye duyurabilmek, marka değerini yükseltmek demektir. Zira Dörtdivan'ın böyle bir başarıya ihtiyacı vardı.
Dikkat ettim, bahsettiğim okumuş, makam mevki sahibi olmuş kesimden hiçbir hareket yok. Davet edilenler bile gelmedi. Sosyal medyalarından en azından Dörtdivanspor’a bir destek mesajı paylaşmaları bile yeterdi. Gelebilenlerin maça gelmesi, gelemeyenlerin ise destek mesajları ile Dörtdivanspor’a kayıtsız kalmadıklarını göstermeleri birlik ve beraberliğimizi göstermesi açısından önemliydi.
Geri kalmışlık, sosyal huzursuzluklar, insan hakları ihlalleri ve birçok olumsuz durum, birlik ve beraberliğini kaybetmiş çözülme sürecine girmiş toplumlarda sıklıkla görülür. Eğer bu bahsettiklerimiz, zahmet edip bu önemli maça gelselerdi ya da en azından bir mesaj atsalardı, Dörtdivan’a karşı kirli oyunların döndüğü pazarlık masalarını kurmak zor olurdu. Polis kameraları sürekli Dörtdivan seyircisinin üzerinde olmazdı. Dörtdivan belki maçı yine kaybederdi ama en azından sportmence bir mücadeleden sonra kaybederdi. Buna da kimsenin bir itirazı olamazdı.
Bu tatsız maç hadisesi bir kere daha gösterdi ki Dörtdivan’ın en temel problemi sahipsizliktir. Gemisini kurtaran kaptan misali, kendini kurtarmış, bir masa kapmış, çoğundan tesadüfen ve emekli olduktan sonra haberimizin olduğu hemşehrilerimiz Dörtdivan’a sahip çıkma noktasında yetersiz kalmışlardır.
Dörtdivan’ı sevmek, yaz mevsiminde sıcaklarda yaylalara kaçıp, mangal yaptıktan sonra sessizce dönmek değildir. Dörtdivan’ı sevmek ihtiyaç duyulan anlarda Dörtdivan’ın yanında olmak ve Dörtdivan için bir şeyler yapabilmektir. Bunu yaparsan büyük adam olursun.
Mutlu Bilge
24.04.2026 / İSTANBU
