Her bolluğun bir kıtlığı, her safanın bir cefası olur diye boşuna dememişler. Har vurup harman savurduğumuz, safa sürdümüz bir dönemin ardından birden bire üzerimize yağmur gibi yağan zamlar karşısında şaşkına döndük.

Daha iki ay öncesinde yani Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun yapıldığı 28 Mayıs tarihi öncesinde bolluk vaatleriyle hayaller kuruyorduk. Kendisini deniz kenarında tatil yaparken gören ama uyandığında yakıcı bir güneşin altında tarlada çalışırken bulan biri gibi karşılaştığımız acı gerçeklere isyan ediyoruz ve bu kadar zam olur mu diye tepinip duruyoruz. Bol bol dağıtılırken, yerli yersiz menfaatler elde ederken itiraz etmiyor, bu değirmenin suyu nereden geliyor demiyorduk. Hepimiz "Reis işini bilir, Reise güveniyoruz diyorduk." Tabi bunu hükümeti destekleyen ama şimdi nefret saçanlar için söylüyorum. Hükümete oy vermeyenlere bu konuda lafım yok.

Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Özellikle 2010 yılından itibaren AK Parti hükümetlerinin sürekli olarak piyasaya para pompalayan, her önüne gelene çeşitli sebeplerle para verdiği bir genişletici politikanın, enflasyona yol açması kaçınılmazdı. Üretimin az olduğu, hizmetler sektörüne dayalı bir ekonomide küresel krizlerle de karşılaşınca sorunun büyümesi kaçınılmazdır.

Enflasyon, işsizlik ve benzeri makroekonomik sorunlarla konjonktürel olarak karşılaşılabilir. Türkiye geçmişte ekonomik krizleri fazlasıyla yaşamış ve krizlerle yaşamaya alışmış bir ülke. Ancak hiçbir dönemde nispeten bu kadar uzun bir refah dönemi yaşamamıştı. Uzun süren bir refah döneminin ardından karşılaşılan ekonomik krizleri hazmetmek o ülke vatandaşları için sancılı olur. Nitekim bugün zamlar karşısında görülen şaşkınlık ve öfke bunun sonucudur. Burada.önemli olan ekonomik krizlerle nasıl mücadele edileceğidir.

28 Mayıs tarihine kadar Türkiye Ekonomi Modeli diye tutturduğumuz ama bilinen hiçbir iktisadi modelle uyuşmayan, felsefi femelden yoksun, adeta akıntıya karşı kürek çeker gibi genel kabul görmüş iktisat ekollerinin tersi uygulamaları ve popülist söylemleri gördük ve işittik. Faiz haram denildi, asla faiz yükseltilmeyecek denildi ve yangına benzin döker gibi faizler düşürüldükçe.düşüldü ve genişletici para polikalarına devam edildi. Her fırsatta piyasaya para sürüldü.

Oysa bilinen, kabul görmüş iktisat teorileri, üretimin az tüketimin fazla olduğu bir ekonomide dolaşımdaki para miktarının artması enflasyona sebep olur der. Ekonomide her bir liraya karşılık bir birim mal olması gerekir. Yani 1 TL./1 birim mal olmalıdır. Para miktarı üretilen mallardan fazla olursa enflasyona yol açar.

Yine bilinen, kabul görmüş iktisat teorileri enflasyonla mücadelenin toplam talebi kısıtlayıcı, faiz oranlarının yükseltilerek dolaşımdaki para miktarının azaltılacağı yani daraltıcı para politikalarının uygulanmasını önerir. Dünyadaki pek çok örnekte bu strateji uygulanmıştır. Demokratik ülkelerde enflasyonla mücadele kararları almak hükümetler için risklidir. Sunulan acı reçetelerin  ceremesini çeken seçmenler yapılacak ilk seçimde hükümeti gönderebilirler. 

Bu durumun farkında olan hükümetimiz de, seçimlere kadar enflasyonu körükleme pahasına genişletici politikalara devam etti. Türkiye Ekonomi modeli dedi, faiz haram dedi vaziyeti idare etti. Eğer seçimlerden önce bugünkü politikaları uygulasaydı, zamlar yağmur gibi tepemize inseydi, büyük ihtimal kimse TOGG, İHA, SİHA, Gemi demez hükümeti muhalefete gönderirdi. 

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarsisinden biliyoruz ki, açlık ihtiyacı ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinin en altında yer alır ve güvenlik ihtiyacından önce gelir. Bir alttaki ihtiyaç giderilmeden bir üstteki ihtiyaca geçilmez. Bunun farkında olan hükümet de seçimlere kadar sesini çıkarmadı, yani emflasyonla mücadele etmesi. Seçimlerin ardından alacağını alan hükümet, nihayet enflasyonla.mücadeleye başladı. İşte bu toz duman, yangın yeri, hükümetin enflasyonla savaşının eseridir. 

Her savaş gibi bu savaş da şüphesiz sancılı olacaktır. Bu savaşta en az bir yıl sabırlı olmak gerekiyor. Çünkü hükümet gerçekten enflasyonla mücadele stratejisini taviz vermeden harfi harfine uygularsa, savurganlığa son verirse bunun meyveleri bir yıl içerisinde alınmaya başlanır. 

Hükümete oy.vermeyenlere lafımız yok dedik ama bu yangın içerisinde oh çekenlere sosyal medyadan zehir saçarak provakasyon yapanlara elbette bir çift sözümüz olacaktır; emin olun sizin destekledikleriniz hükümete gelseydi bugündsn daha beter olacaktı. Çünkü bugünkü hükümet, bundan daha beter bir yangın başlatan sizin şu an destekledikleriniz atalarından bir enkaz devraldı. Aldığı bu enkazı yeniden diriltip bir refah dönemi yaşattı.

Bir kere başaran yine başarır. En azından geçmişinde bir tecrübe ve elde edilen bir başarı var. 2001 yılı öncesindekilerin yakma tecrübeleri var ama yangını söndürme tecrübeleri yok. Buna karşılık çekip gitmeleri çok.

Mutlu Bilge 
20.07.2023/BOLU

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1