Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın duruşmasında Avukat Uğur Poyraz’ın polis zoruyla salondan çıkarılması, Türk hukuk sisteminde “adil yargılanma hakkı” ile “mahkeme otoritesi” arasındaki o ince çizgiyi yeniden tartışmaya açtı. Bu olay, Ekrem İmamoğlu davasındaki benzer sahnelerle birleştiğinde, karşımıza iki farklı okuma biçimi çıkarıyor.
1. Tez: Bir “Yargı Kilitleme” Stratejisi mi?
Eleştirel bir bakış açısıyla bakıldığında, siyasi figürlerin yargılandığı davalarda savunma makamının zaman zaman “gerilimi tırmandırma” stratejisi izlediği iddia ediliyor.
Zaman Kazanma: Reddi hakim talepleri ve buna bağlı usul tartışmaları, davanın esasına girilmesini geciktiren birer enstrüman olarak görülebilir.
Meşruiyet Tartışması: Mahkeme heyetiyle girilen sert polemikler, olası bir mahkûmiyet kararı öncesinde “taraflı mahkeme” algısını güçlendirerek, davanın hukuki sonucunu kamuoyu nezdinde hükümsüz kılma amacı taşıyabilir.
Siyasallaştırma: Avukatın salondan çıkarılması gibi dramatik sahneler, davanın hukuki bir teknik dosya olmaktan çıkıp bir “hak mücadelesi” veya “siyasi mağduriyet” anlatısına dönüşmesine zemin hazırlar.
2. Karşı Tez: Savunmanın “Son Sığınağı” mı?
Öte yandan, hukukçuların büyük bir kısmı duruşma disiplininin “savunma hakkını” yok etmek için bir kalkan olarak kullanılamayacağı görüşünde birleşiyor.
İhsas-ı Rey Şüphesi: Eğer bir mahkeme, savunmanın delil toplama taleplerini sürekli reddediyor veya sanık aleyhine bir tutum sergiliyorsa, avukatın CMK Madde 24 (Reddi Hakim) uyarınca tepki vermesi bir “provokasyon” değil, yasal bir zorunluluktur.
Savunma Dokunulmazlığı: Avukat, müvekkilini korurken hakime “tarafsız değilsiniz” diyebilmelidir. Bu ifade, hakaret içermediği sürece savunma dokunulmazlığı kapsamındadır. Polis müdahalesi, savunmaya yönelik bir “gözdağı” olarak algılanmakta ve yargılamanın “silahların eşitliği” ilkesini zedelemektedir.
Sonuç: Hukuk Krizi mi, Prosedür Hatası mı?
Tanju Özcan ve benzeri profil yüksek davalarda yaşanan bu gerilimler, aslında Türkiye’deki yargı bağımsızlığı tartışmalarının duruşma salonlarına yansımasıdır.
Analiz: Bir avukatın polis zoruyla tahliyesi, mahkeme heyeti için o anlık bir “disiplin” çözümü gibi görünse de, uzun vadede davanın sıhhatine zarar verir. Yargıtay içtihatları, savunmanın bu şekilde devre dışı bırakılmasını genellikle “mutlak bozma nedeni” saymaktadır. Dolayısıyla, bu tabloyu sadece bir “avukat provokasyonu” olarak okumak ne kadar eksikse, mahkemenin kararını “mutlak adalet tesisi” olarak görmek de o kadar güçtür.
Ortada olan tek gerçek; yargılama sürecinin, davanın özündeki iddialardan çok, yargılama usulünün kendisinin yargılandığı bir krize dönüştüğüdür.
Bolu Bilge Haber / Anali
