Ayaş Kaymakamı Muharrem Eligül’ün bir milletvekiline yönelik sergilediği tutum ve sosyal medya üzerinden girdiği tartışmalar, Türkiye’deki mülki idare geleneği ve devlet memurlarının tarafsızlığı ilkesi üzerine derin bir tartışmayı tetikledi. Devletin yereldeki en yüksek temsilcisinin, eleştirilere karşı geliştirdiği savunma refleksi ve kullandığı dil, sadece bir üslup sorunu değil, aynı zamanda bir sistem ve liyakat meselesi olarak karşımıza çıkıyor.
Arapça İfadeler ve “Manevi Zırh” Arayışı
Kaymakam Eligül’ün resmi açıklamalarına “Besmele” ile başlaması ve metin içerisine serpiştirdiği Arapça ibareler, ilk bakışta kişisel bir inanç beyanı gibi görünse de kamu yönetimi perspektifinden bakıldığında farklı bir anlama bürünüyor.
Devlet memurunun dili, anayasal bir çerçeve olan “tarafsızlık” ve “hizmette eşitlik” ilkeleriyle sınırlıdır. Sosyal medyadaki polemiklerini dini terminolojiyle harmanlamak, aslında bürokratik bir hatayı manevi bir kılıfla örtme çabası olarak yorumlanabilir. Oysa devlet geleneğimizde asıl olan, memurun şahsi inancı değil, “Lisan-ı münasip” ile devletin vakarını temsil etmesidir. Dini ifadelerin birer siyasi argüman veya savunma mekanizması haline getirilmesi, kamu hizmetinin seküler ve kapsayıcı doğasına zarar veren bir “usul hatasıdır.”
“Politika Yapmak” Memurun Değil, Seçilmişin İşidir
Kaymakamın bir milletvekiline yönelik kullandığı “Kes lan!” ifadesi, bürokrasinin siyaset üzerindeki vesayet özlemini ya da tam tersi, siyasallaşmış bürokrasinin fütursuzluğunu simgelemektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, memurların siyasi partilere üye olmasını ve siyasi faaliyette bulunmasını yasaklar. Buradaki temel gaye, vatandaşın devlete olan güvenini korumaktır. Bir kaymakam, masasına gelen vatandaşın hangi partiye oy verdiğini bilmeden hizmet etmekle mükelleftir. Ancak seçilmiş bir temsilciyle bu denli kaba ve tarafgir bir dille çatışmaya girmek, o makamın temsil ettiği “devlet baba” imajını zedelemekte, kamu görevlisini bir “parti komiseri” görünümüne büründürmektedir.
Netice-i Kelam: Devletin Dili Adalettir
Gelinen noktada, Ankara Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’nın görevden uzaklaştırma kararı, liyakat ve devlet adabı adına verilmiş bir “nefes” niteliğindedir. Mülki amirler, toplumun her kesimini kucaklayan birer hakem olmalıdır, taraf tutan birer oyuncu değil.
Arapça tabiriyle söylersek; “Edep ya Hu!” düsturu, sadece dilde bir ifade olarak kalmamalı, devletin her kademesinde bir davranış biçimi olarak tecelli etmelidir. Zira devletin dili ne Arapçadır, ne Türkçedir; devletin dili adalet ve nezakettir. Memurun görevi politika yapmak değil, politikacıların aldığı kararları hukuka uygun şekilde icra etmektir. Aksini iddia eden her tavır, devletin temeli olan güven sarsıntısını derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Bolu Bilge Haber / Analiz
