Türk tasavvuf ve ilim dünyasının en büyük mimarlarından Akşemsettin Hazretlerini anma etkinlikleri, bu yıl inanç ve hürmet ikliminden ziyade, bürokrasi ile sermaye arasındaki "zamanlama hatası" kokan bir fotoğraf karesiyle tarihe geçti.
Bolu İl Protokolü’nün, anma törenleri vesilesiyle gerçekleştirdiği Göynük ziyaretinde, fahiş fiyat uygulamalarıyla adı anılan Erpiliç firmasına yaptığı "nezaket" ziyareti, kamusal reflekslerin ne kadar asimetrik işlediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak protokolün meşruiyet koruyuculuğu yaptığı bu kurgunun ömrü sadece 5 gün sürdü. Ziyaretin üzerinden daha 5 gün geçmişken firmaya gerçekleşen büyük operasyon ve ardından gelen kayyum ataması, şu yalın gerçeği haykırdı: Protokolün vizyonu fotoğraf karesiyle sınırlı kalabilir, ancak devletin hafızası ve işleyişi ödün vermez. İşte o çelişkili sürecin, bürokrasi ve devlet ciddiyeti açısından eleştirel analizi bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Akşemsettin’in Gölgesinde Ticari Halkla İlişkiler
Akşemsettin Hazretleri gibi ahlakı, adaleti ve maneviyatı simgeleyen bir şahsiyetin anıldığı gün, mülki idarenin rotasını fahiş fiyat iddiaları nedeniyle toplum vicdanında zaten yara almış, devletin takibindeki bir firmaya çevirmesi en hafif tabirle bir "zamanlama ve algı körlüğü"dür. Vatandaş mutfaktaki yangınla ve tavuk fiyatlarındaki fahiş artışlarla boğuşurken, devletin yerel temsilcilerinin bu artışın müsebbiplerinden biri olarak hedef tahtasında olan bir yapıyı ziyaret etmesi, halkın adalet duygusunu zedelemiştir. Burada yerel bürokrasi, "istihdam sağlayan büyük firma" refleksini, "kamu yararını gözeten devlet" refleksinin önüne koyarak büyük bir yanılgıya düşmüştür.
.jpg)
Beş Günlük İroni: Protokolün Ak Dediğine Devletin Kara Demesi
Ziyaretin üzerinden henüz bir hafta bile geçmeden firmaya yönelik gerçekleştirilen operasyon ve ardından şirketin yönetiminin kayyuma devredilmesi, Türkiye'deki yönetim dinamiklerine dair ironik bir tabloyu ortaya koymaktadır. Demek ki neymiş; protokolün adımları her zaman devletin kırmızı çizgileriyle uyuşmuyormuş. Bu durum iki majör eleştiriyi beraberinde getirir. Birincisi, il protokolünün 5 gün sonra operasyon yapılacak ve kayyum atanacak kadar derin bir hukuki kıskaçta olan firmaya dair en ufak bir öngörüye veya bilgi akışına sahip olmaması, yerel yönetim mekanizmalarının merkezi yapıdan ne kadar kopuk çalıştığını gösteren bir istihbarat ve eşgüdüm eksikliğidir. İkincisi ise güç odaklarıyla verilen samimi pozların, devletin denetim ve hukuk mekanizmaları karşısında hiçbir "kalkan" oluşturamadığının net bir şekilde kanıtlanmış olmasıdır, yani o kucaklaşma fotoğrafları tamamen hükümsüz kalmıştır.
Bürokrasi Sınıfta Kaldı, Devlet Refleks Gösterdi
Bu süreçte aktörlerin sergilediği refleksler net bir tezat barındırır. Bolu İl Protokolü ekonomik ve siyasi el sıkışma ile PR odaklı bir yaklaşım sergileyerek toplumsal tepki ve itibar kaybı sonucuyla karşılaşırken; merkezi devlet ve hukuk aygıtı ise denetim, zamanlama ve hukuki müdahale (operasyon-kayyum) refleksi göstererek adaletin tesisini ve "kimseye ayrıcalık yok" mesajını net olarak vermiştir. Böylece bürokrasi sınıfta kalırken, devlet refleks göstermiştir.
Sonuç: Yanlış Hesabın Bağdat’tan Dönüşü
Sonuç olarak Bolu'da yaşanan bu 5 günlük süreç tam bir ders niteliğindedir. Yerel bürokrasinin "bölgesel aktörleri idare etme" ve "şirin görünme" çabası, devletin piyasa düzenini koruma ve fahiş fiyatla mücadele etme kararlılığının duvarına toslamıştır. Protokolün attığı o yanlış adım, arkasından gelen devletin hiyerarşik ve hukuki refleksiyle düzeltilmiştir. Ancak akıllarda kalan soru şudur: Kamunun gücünü ve saygınlığını temsil eden makamlar, bir dahaki sefere kiminle fotoğraf çektireceklerini seçerken, o fotoğrafın 5 gün sonrasında gelebilecek operasyonları ve kayyum kararlarını düşünebilecek bir basirete sahip olacaklar mı? Yoksa hatayı hep arkadan gelen devlet aygıtı mı düzeltecek?
