15 Mayıs 2026, Cuma
03:19
Logo
Sponsorlu İçerik

Modern Sağlık Kompleksleri mi, Yoksa “Hasta Garantili” AVM’ler mi Çam ve Sakura’nın Görkemli Duvarları Arasında Bir Vicdan Analizi

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi... İsmiyle doğayı, mimarisiyle modernizmi, kapasitesiyle “devleşen Türkiye’yi” temsil ettiği iddia edilen bu devasa yapı, son günlerde tıbbi başarılardan ziyade, içinde barındırdığı kapitalist düzenin çarkları ve prosedür boğuntusunda kaybolan “insan” hikayeleriyle gündemde.
15.05.2026 01:54 73 OKUNMA
Modern Sağlık Kompleksleri mi, Yoksa “Hasta Garantili” AVM’ler mi Çam ve Sakura’nın Görkemli Duvarları Arasında Bir Vicdan Analizi

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi... İsmiyle doğayı, mimarisiyle modernizmi, kapasitesiyle “devleşen Türkiye’yi” temsil ettiği iddia edilen bu devasa yapı, son günlerde tıbbi başarılardan ziyade, içinde barındırdığı kapitalist düzenin çarkları ve prosedür boğuntusunda kaybolan “insan” hikayeleriyle gündemde.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay, sağlık sisteminin geldiği noktayı, “prosedür fetişizmini” ve hastanelerin birer şifa merkezinden ziyade ticari birer komplekse dönüştüğünü acı bir şekilde gözler önüne serdi.

Prosedür Varsa İnsan Yoktur

Olayın merkezinde, 78 yaşında, üç aydır gastroenteroloji bölümünden randevu alamayan bir vatandaşımız var. Sistemin tıkandığı noktada, bir umutla dahiliye üzerinden çözüm arayan hasta ve yakınları, modern tıbbın değil, modern bürokrasinin duvarına çarpıyor.

Zor zahmet dahiliye bölümünden bir sıra bulunuyor ve dahiliye doktoruna gidiliyor. Dahiliye doktorundan gastroenteroloji bölümüne hekim görüşü sorulması için talepte bulunuluyor. Dahiliye doktoru “Bana kızarlar” diyerek sevk etmekten çekiniyor. Bu durum hekimlik onurunun idari baskı altında nasıl ezildiğinin kanıtıdır.

Kayıt Masasının Soğukluğu

Dahiliye doktoru yine de hekim görüşü yazıyor. Bu görüşte gastroenteroloji bölümüne gidiliyor. Gastroenteroloji bölümünün kayıt masasındaki görevli doktora mesaj atıyor. Ama uzman doktor 10 dakika sonra muayene etmeyi reddediyor. Bir mesajla reddedilen 78 yıllık bir ömür. Öyle ya da böyle hasbelkader gelmiş bir hastaya illa da randevu alacaksın diye hekim görüşü alınması talep edilmesine rağmen bakmayan bir uzman doktor. Randevusuz hasta bakmamanın bir “disiplin” mi yoksa “vicdan körlüğü” mü olduğu tartışmalıdır.

Alo 184’ün Ezberi

Bunun üzerine sağlık Bakanlığı’nın insan merkezli hareket edeceği özellikle yaşlı hastalara karşı daha insani bir yaklaşım sergileneceği düşüncelerek ali184 şikayet hattına şikayette bulunuluyor. Ama sonuç tam bir fiyasko. Ezberlenmiş prosedür bahanesi burada da hastanın karşısına çıkarılıyor. Şikayet hattının bile çözüm üretmek yerine “sıra alın” demesi, devletin vatandaşıyla kurduğu bağın mekanikleştiğini gösteriyor.

Sağlık Zinciri mi, Sömürü Zinciri mi?

Hastanenin içine girdiğinizde sizi karşılayan manzara bir şifahaneden çok, lüks bir havalimanı veya AVM terminalini andırıyor. CarrefourSA, Gratis, fast-food zincirleri... Kozmetik ürünlerinden ayaküstü atıştırmalıklara kadar her şeyin düşünüldüğü bu “sağlık şehirlerinde”, ne hikmetse 78 yaşındaki bir hastaya ayrılacak 10 dakikalık bir muayene süresi bulunamıyor.

Sermaye gruplarının hastane koridorlarında cirit atması, hastayı “müşteri”, hastalığı ise “Pazar payı” olarak gören kapitalist anlayışın en somut yansımasıdır. Makyaj malzemesi satan dükkanlara yer bulan mimari akıl, poliklinik sayısını artırmayı ve doktor üzerindeki iş yükünü azaltmayı neden “kârlı” görmemektedir?

Kapitalizmin Sağlık Prosedürü: “Paran Kadar Sağlık, Sabrın Kadar Randevu”

Bu sistemin adı konulmalıdır. Sağlığın metalaşması. Hastaneler, içinde her türlü tüketim ihtiyacının karşılandığı ama en temel insan hakkı olan “bakılma hakkının” prosedürlere kurban edildiği birer sömürü odağı haline gelmiştir. 3 ay boyunca randevu veremeyen bir sistemin, hastayı kapısından çevirmesi sadece idari bir karar değil, toplumsal bir vicdan yarasıdır.

Sonuç olarak

Görkemli binalar, içinde dünyaca ünlü markaların olduğu çarşılar ve teknolojik cihazlar bir hastaneyi “büyük” yapmaz. Bir hastaneyi büyük yapan; kapısına kadar gelmiş, derman arayan 78 yaşındaki bir büyüğünü, “randevun yok” diyerek geri çevirmeyen vicdani duruştur. Çam ve Sakura örneğinde görüldüğü üzere; beton yükseldikçe, vicdanın ve insanlığın zemini maalesef alçalmaktadır.

Kamuoyu adına soruyoruz:

Siz o ünlü markaları oraya açana kadar, halkın 3 aydır beklediği o polikliniklerin kapısını neden ardına kadar açmıyorsunuz? Sağlık, sermayenin yemi olmayacak kadar kutsal bir haktır.

Bolu Bilge Haber / Analiz

HABERLER SAĞLIK
SIRADAKİ HABER

Tahir Gayret; “Ne Kadar Ahlaklı Olursanız Olun, Razı Olmayanlar Olacaktır”

HEMEN OKU

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR