Neresinden tutarsanız elinizde kalan, neresinden baksanız bir "baştan savma" bürokrasi örneği ile karşı karşıyayız.
Bolu Valiliği, Kurban Bayramı’na yaklaşık bir hafta varken resmi "bayramlaşma töreni" düzenleme kararı aldı. Dini ve köklü gelenekleri adeta bir mesai yükü, takvimde aradan çıkarılması gereken bir "prosedür" gibi gören bu zihniyet, ne yazık ki ilk de değil. Hatırlanacağı üzere benzer bir "erken kutlama" furyası, Ramazan Bayramı’nda da AK Parti Bolu İl Başkanlığı ile sahnelenmişti.
Kamuoyunun sormaya hakkı var: Bayram, günü gelince kutlanan bir mukaddes zaman dilimi midir, yoksa memurların ve siyasilerin ajandasında "aradan çıkarılması gereken" bir angarya mı?
"Madem Öyle, Kurbanı da Beş Gün Önce Kesin!"
Eğer bir dini bayramın tebriki, kucaklaşması ve ruhu bir hafta önceden yaşanıp bitirilebiliyorsa, sormak gerekir: Madem bayramı erkene alabiliyorsunuz, kurbanları da beş gün önceden kesin de bayram günü kimse zahmete girmesin!
Bu mantık, dini ritüellerin mantığına külliyen aykırıdır. İslam hukukunda ve Türk örfünde bayramlaşmanın, tekbirlerin ve ibadetlerin vakti bellidir. Bayramlaşma, bayram namazından sonra başlar. Onu bir hafta geriye çekmek, sıradan bir protokole, ruhsuz bir imza törenine dönüştürmektir.
Hafızalardaki Tehlikeli Benzerlik: "Kutlu Doğum" Mühendisliği
Bu ülkenin insanı, dini gün ve gecelerin takvim mühendislikleriyle esnetilmesine yabancı değil. Hafızalarımızı tazeleyelim: Geçmişte FETÖ’nün en büyük kültürel operasyonlarından biri, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) veladetini, hicri takvimden kopararak "Kutlu Doğum Haftası" adı altında Nisan ayına sabitlemekti. Amaç; dini sulandırmak, geleneksel bağları zayıflatmak ve inanç dünyasını kendi siyasi takvimlerine uydurmaktı.
Bugün Bolu’da sergilenen bu aceleci, baştan savma tavır da aynı kapıya çıkmaktadır. Dini ritüelleri vaktinden önceye tıkıştırmak, "aradan çıkarmak", toplumsal hafızayı ve köklü inanç geleneklerini tahrip etmekten başka bir işe yaramaz.
Bürokrasi İnanca ve Geleneğe Şekil Veremez
Resmi makamların görevi, milletin değerlerine ve inanç takvimine saygı duyarak ona eşlik etmektir; kendi tatil planlarına, mesai saatlerine veya rahatlıklarına göre bayram icat etmek değildir.
Bolu Valiliği’nin ve bu furyayı başlatan siyasilerin bu lakayıt tutumu, dini bir aşındırma ve köklü bir geleneği yerle bir etmeye hizmet eder. Bayramlaşma törenini bir hafta önceye alan vizyonsuzluk, bayramın birleştirici, kutsal ve geleneksel ruhuna vurulmuş bir bürokrasi darbesidir.
Millet bayramı gününde yaşayacaktır; bayramı "erken ödemeli fatura" gibi aradan çıkaranları ise tarihin ve toplumun vicdanı affetmeyecektir.
